Tanrıları Kim, Nasıl Yarattı?

İlk insanlar…

Nasıl bir hayat yaşadılar acaba? Sınırlı, hatta sıfıra yakın teknoloji ile doğanın içinde yollarını  bulmaya çalışan, düşünebilen varlıklar.

Düşünmek. İnsanoğlunun en vazgeçilmez becerisi.

Düşünün tamamen doğadasınız. İlk insanlardan birisiniz. Sabah oluyor, gece oluyor, mevsimler geçiyor, yağmur veya kar yağıyor, ıslanıyorsunuz, üşüyorsunuz, aç ve çaresiz kalıyorsunuz ama nedenini bilmiyorsunuz. Düşünüyorsunuz (?) ama bulamıyorsunuz. Korkuyorsunuz… Fırtınalar, depremler, volkanlar. Bi dolu doğa olayı, ama nedenini bilmiyorsunuz. Dolayısıyla ne zaman olacağını da bilmiyorsunuz, tamamen sürpriz. Bu yüzden de önlem alamıyorsunuz ve korunamıyorsunuz. Çok korkuyorsunuz.

Sizin dışınızda,  yönetemediğiniz, kontrol  edemediğiniz, sadece çaresizce sonuçlarına katlanmak zorunda kaldığınız birşeylere maruz kalıyorsanız ve bundan kendinizi koruyamıyorsanız, tüm bu başınıza gelenlerin sizden güçlü birisi tarafından kurgulanıp yönetildiğine inanmaya başlarsınız: TANRI.

Önce hangi işle başladı olaylar dizisi bilinmez.  Ama bilinen şu ki, en eski tarihlerden itibaren, tek tanrılı dinlere gelinene kadar tüm uygarlıklarda çeşit çeşit pek çok tanrı vardı. Genellikle korktukları olaylara tanrılar atadılar ve onlara karşı görevlerini yerine getirmek, yeterli sayıda kurbanlar adayarak onların gazabından korunmak, merhametinden nasiplenmek için uğraştılar. Mitolojik kurgular ve hatta akrabalıklarla birbiriyle ilişkilendirdiler bu çoklu tanrı bilincinin içini dolduran unsurları.

İşin ilginç yanı, birbirinden farklı dönemlerde, birbirinden uzak coğrafyalarda, etkileşimsiz uygarlıklarda benzer mitler, farklı isimlerde benzer hikayesi ve fonksiyonu bulunan tanrılar yeraldı dünyanın tarihinde. C. G. Jung’un arketipler kuramı da, her mitolojik karakterin, kolektif hafızadaki arketiplere karşılık geldiğini iddia ederek, bu teze bir temel oluşturdu.

Mesela oğul tanrı figürü, dünya mitolojilerinin ekserisinde “sevilen, benimsenen” tanrıdır ve birçoğunda bu tanrı kendisini feda eder / ölür. Japon mitolojisinden bir örnekle, Susanu ile başlayalım. Nart (Kafkas) mitolojisindeki Sosruko, Sümer’de Gılgamış, kuzeyde (İskandinavya) Thor ve(Yunan) Herakles, az çok bu sınıfa girerler. Güney bölgelerde “feda edilen oğul tanrı” motifi de vardır ki, Osiris’te (Mısır)belirginleşir, İsa ile son halini alır.

Bir diğer örnek, bir çok mitolojik metinde, keskin ya da belirsiz bir şekilde, kıyametin gelişinin korkunç bir sesle haber verileceği işlenir. Daha ilginç olan, motifin neredeyse birebir aynı işlenmesi , iki uzak coğrafyada: İskandinav mitolojisine göre, Heimdall, Gjallarhorn isimli borusunu öttürerek kıyameti haber verecektir. Bununla  benzerlik gösteren bir Sami kültürü motifidir İsrafil ve Sur meselesi. Baş meleklerden İsrafil, kıyametin gelişini Sur isimli boruya üfleyerek haber verecektir. Ademle Havva’nın öyküsü, Nuh tufanı gibi kesişen pek çok örnekler daha sıralanabilir.

Bir önceki yazımda ( https://gulaygurkan.wordpress.com/2017/10/13/gunes_tanrisi/ ) Dan Brown’ın geçtiğimiz haftalarda tüm dünyada eş zamanlı olarak yayınlanan yeni kitabı Başlangıç’tan sözetmiştim ve onunla ilgili bir yazı yazacağımı söylemiştim.  Kitabı okumak isterseniz uyarayım, buradan sonra yazacaklarım  bu kitaptan alıntılar içerecek.

Kitapta çok tanrılı dinlerin sona eriş hikayesi ile ilgili  yerinde bir saptama ilgimi çekti. Yavaş yavaş ve uzun bir süreçte, belki yüzyıllar içinde insanların bilgisi gelişmeye başladı. Mesela mevsimlerin döngüsü anlaşıldı. Kışın barınma ve beslenmenin zorlukları öngörülebilir oldu. Bilgi arttıkça bilinmeyenlerin dayandırıldığı tanrılara ihtiyaç kalmaz oldu. Mesela Yunan mitolojisinde, denizdeki gelgitleri tanrı Poseidon’un değişen ruh hallerine  bağlamışlardı. Gelgitlere ayın döngülerinin sebep olduğu öğrenilince artık Poseidon’a ihtiyaç kalmamıştı. Gelişen zekamızla ve bilgimizle tanrılar teker teker krallıktan düştüler. Gökgürültüsü tanrısı, deprem tanrısı, salgın hastalık tanrısı, rüzgar tanrısı, fırtına tanrısı…

Kitabın baş kahramanı (Dan Brown romanlarının müdavimi sembolist profesör) Robert Langdon bundan sonrasındaki süreci anlatırken bu değişimin tabii ki sözle söylenebildiği kadar kolay ve hızlı olmadığını anlatıyor. “Bu tanrılar öyle kolay yok olmadı. Bir kültürün ilahlarını terk etmesi karmaşık bir süreçtir. Dini inanışlar daha küçük yaşta en sevdiğimiz ve en güvendiğimiz insanlar, ebeveynlerimiz, öğretmenlerimiz, dini liderlerimiz tarafından ruhumuza işlenir. Bu sebeple nesiller süren dini değişiklikler, genellikle kan dökülmesine ve büyük acılara sebep olur”.

“Tanrıların tanrısı, Pagan ilahları arasında en korkulanı ve en saygı duyulanı: Zeus. Yok oluşuna tanrıların hepsinden daha çok direnç gösterildi. Zeus’un müritleri tanrılarını bırakmamak için öylesine direndiler ki, Hristiyanlığın Tanrı’nın yeni yüzüne onunkini uyarlamaktan başka çaresi kalmadı”.

Kitap, ana kurgusu bu bölümde anlatılan düşünceler üzerine kurulmuş sürükleyici bir macera. Ancak yine aynı bölümün devamında anlatılanlar bana ilginç ve beyin gıdıklayıcı geldiği için paylaşmak istiyorum. Günümüzde modern düşünce sayesinde bu çok tanrılı dinlerin hikayeleri bir mitoloji ve hatta batıl inanç sınıfına girmiş durumda.  Bizler zekası gelişmiş ve yüksek teknoloji kullanan insanlar olarak volkanların altında çalışan dev nalbantlara veya gelgitlerle mevsimleri denetleyen tanrılara inanmıyoruz.

Tam da burada Profesör Langton diyor ki: “Kendimize modern, akılcı bireyler diyoruz ama türümüzün en yaygın dini, türlü mucizevi iddialar içeriyor. Bakireler mucizevi biçimde doğuruyor, intikamcı tanrılar salgın hastalıklar ve seller yolluyor, ölümden sonraki hayatın bulutlarla dolu cennette veya ateşli cehennemlerde geçeceği vaadleri yeralıyor.

Öyleyse bir anlığına gelecekteki tarihçilerle antropologların nasıl tepki vereceğini hayal etmeye çalışalım. Geçmişe bakıp değerlendirirken, dini inançlarımızı cahiliyet devrine ait mitoloji sınıfına sokacaklar mı? Bizim tanrılarımıza da bizim Zeus’a baktığımız gibi mi bakacaklar? Kutsal metinlerimizi toplayıp tarihin tozlu raflarına mı kaldıracaklar?”

Peki ya siz ne dersiniz bu konuda?

Sevgiyle ilerleyin…

Gülay GÜRKAN
Bireysel ve Kurumsal Danışman
gulay@gulaygurkan.com

Yazılarımı ve diğer paylaşımlarımı sosyal medya hesaplarımdan takip edebilirsiniz.

E-posta ile abone ol

Abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Bir Cevap Yazın

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close