Güneş Tanrısı’nın Doğum Hikayesi

Ne zaman ilk insanlarla ilgili birşey okusam veya seyretsem, kendimi onların yerine koyar, nasıl bir hayatları olduğunu tahmin etmeye çalışırım. Ve bir gün bununla ilgili bir yazı da yazmayı planlıyordum hep. Dan Brown’ın geçen hafta  çıkan “Başlangıç (Origin)”kitabında geçen bir bölümü okurken bu yazıyı toparlayıp yazmak istedim.

Düşünün; çok sınırlı bir hayat bilgisine sahipsiniz. Tamamen doğa ile başbaşasınız. Birlikte olduğunuz insanlar varsa çevrenizde, belki bir kabile, çok şanslısınız, ne mutlu size. Güvendesiniz, birlikte zaman geçirebilirsiniz, anlamadığınız, anlamlandıramadığınız şeyler üzerine birlikte kafa yorabilirsiniz.

Kafamızı kaldırıp baktığımızda yukarıda parlak birşey var. Çoğu şeye o sebep oluyor. Herzaman görünmüyor ama göründüğü zaman etrafta ne olup bittiğini daha kolay görüyoruz. Hava aydınlık oluyor. Ve sıcak oluyor, konforlu birşey bu. Üşümüyoruz, keyif alıyoruz, gevşiyoruz. Hem saldırgan vahşi hayvanlar var. Aydınlık olunca onları görebiliyor, olası saldırılara daha kolay karşı koyabiliyoruz. Haa bir de en önemlisi yiyecek birşeyler bulabiliyoruz. Ne bileyim, hayat daha kolay oluyor.

Bir zaman sonra  o parlak şey kayboluyor. Etraf soğuyor ve karanlık oluyor. Sonra geri geliyor vs vs… Hmm, bunun bir düzeni var. Sırayla bir aydınlık, bir karanlık. Peki. İsimler verelim tüm bunlara, kodlayalım onları. Güneş, gündüz, gece diyelim ve bu bilgileri koyalım cebe.

Hava karardığı zaman yıldızlar çıkıyor meydana. Henüz televizyon dizileri çekilmeye başlanmadığı için yapacak eğlenceli şeyler çok kısıtlı. Muzurluk da bir yere kadar. Sunni hiçbir ışığın olmadığı bir ortamda, bulutsuz bir gecede yıldızlarla başbaşa kalmanın muhteşemliğini deneyimlediyseniz eğer, yıldızları gözlemlemenin ne kadar eğlenceli olduğunu bilirsiniz. Gözlemleri ilerlettikçe onlara bir anlam vermeye çalışırız. Zamanla birbirine yakın gibi görünen yıldızları, aralarında çizgiler varmış gibi farklı şekillere, mesela hayvanlara benzetip Akrep, Yengeç, Aslan gibi hayvan isimleri, kalanlarına da Başak, Kova gibi başka başka isimler koyarız.

Sonra mevsileri keşfedelim. Hava soğuyunca beyaz birşeyler düşüyor ya… O zaman çok üşüyoruz, korunaklı barınaklar bulmak lazım hayatta kalmak için. Hem yiyecek bulmak da çok zor, belki önceden depolamak lazım.

Daha pek çok şey yazılabilir ilkinsanın çevresindeki bilinmezlikleri keşfiyle ilgili. Herbir keşif bir bilgi sunar ona. Her bir bilgi bilinmezi aydınlatır. Ama yine de o kadar çok şeye anlam veremez haldedir ki. Herşey yolunda gideken birden bire neden fırtınalar çıkmaktadır? Neden seller, depremler, volkanik patlamalar olur?

Bir açıklama getiremedikler, ve bu yüzden de korktuklarıi insanüstü olayları tanımlamak için Tanrı olgusu bu şekilde girmiş olmalı insanoğlunun hayatına. Güneş en büyük ve en önemli tanrı idi, çünkü pekçok şeyi o düzenliyordu. Ve diğer doğa olayları da çeşit çeşit tanrıların ruh hallerine göre gelen lütüfları veya öfkelerini yansıtıyordu bu ilk insanlara.

Dan Brown’ın kitabını keyifle okudum. Beni etkileyen  bölümlerinden biri bu Tanrıların keşfiyle ilgili. O bölümden de alıntılar yapıp onlarla ilgili de yazmak istiyorum daha sonra.  Bu yazıyı kitapta bahsedilen etkileyici bir açıklama ile bitireceğim.  Hikaye İspanya da geçiyor. Barselona’daki  Sangrada Familia Kilisesi’nin önemli bir yeri var hikayede.  Kilisenin ilginç bir yanı da yapımına 1882 yılında başlanmış olması ve 135 yıldır henüz tamamlanmamış olması. Tahmini tamamlanma tarihi olarak 2026-2028 yılları veriliyor.

Yapımını modern mimarinin öncülerinden Antoni Gaudí başlatmış. Gaudí’nin doğadan aldığı ilham özellikle iç mekânı şekillendiriyor. Sanatçı bazilikayı ayakta tutan kolonları dallanıp budaklanan ağaçlar şeklinde tasarlamış. Kilisenin iç çatısındaki taştan yapraklar, Barselona’daki çınarlardan esinlenilmiş. Hatta kulelerde meyve desenlerine yer verilmiş. Yapının kulelere döne döne tırmanan merdivenleri de salyangozu andırıyor.Böylece La Sagrada Familia’yı dolaşırken sanki ormanda dolaşmaya çıkmış gibi oluyorsunuz.

Yazıya eklediğim resim kilisenin ana mabedinin iç mekan tavanı. Brown kitabında bu fotoğrafı şu şekilde tanımlıyor:

“Vitray camlardan içeri giren İspanyol güneşi, göz kamaştırıcı bir renk cümbüşü oluşturur ve insanın bakışlarını  iyice yukarılarda ağırlıksız gibi duran tonozlu gök kubbeye çeker. Bazilikanın güneş vurmuş ağaç ormanı…”

İlkinsanın yaşamını sürdürdüğü o el değmemiş ormanda kafasını kaldırıp güneşe baktığı bir anı canlandıralım mı gözümüzde. Güneşin tanrısal gücünü…

Sevgiyle ilerleyin…

Gülay GÜRKAN
Bireysel ve Kurumsal Danışman
gulay@gulaygurkan.com

Yazılarımı ve diğer paylaşımlarımı sosyal medya hesaplarımdan takip edebilirsiniz.

E-posta ile abone ol

Abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

1 thought on “Güneş Tanrısı’nın Doğum Hikayesi

Bir Cevap Yazın

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close