Farkını Farkettiğim Farkındalık

283628Kendinizle gurur duyar mısınız? Kendinizi en son ne zaman suçladınız? Kendi kendinizle kavganız nasıl gidiyor, kim kazanacak sizce? Son günlerde kendinizi en çok ne için takdir ettiniz? Yaşadığınız bir heyecandan sonra kendinize gelmeniz ne kadar sürüyor?

Ya bu arada, bu “Kendi” kim? Ben sizi 1 kişi zannediyordum, siz 2 kişi misiniz?Öncelikle konunun Çoklu Kişilik Bozukluğu olarak tarif edilebilen tıbbi rahatsızlıkla bir ilgisi olmadığını söyleyerek başlayayım. Son zamanlarda hayatımda olan değişiklikler ve okuduğum bazı kitaplar benim şahsima ait olan “Kendi”m ile tanışmamı sağladı. Onun farkına vardım. Bu yazıda onu paylaşmak istiyorum sizinle. Biraz uzun bir yazı olursa, okumaktan sıkılmayın diye bir kaç bölüm yaparım belki.

Bir nehir düşünün. Hızla akıp gidiyor. İçinde bulunduğumuz “zaman” algısı gibi. Ne zaman Pazartesi oluyor, ne zaman Cuma geliyor anlamıyoruz. Koskoca bir ay göz açıp kapayana dek geçiyor, yine evsahibi kira için kapıya geliyor. 2013 yılbaşında ne yapıyordunuz? Daha dün gibi değil mi? Oysa 2 ay sonra 2014 yılbaşı gelmiş olacak.

Bu nehrin içine düştük ve akıp giden zamanla birlikte sürüklenip gidiyoruz. Çocukken her yıl heyecanla beklediğimiz doğum günümüz artık bize ömrümüzden bir yıl daha geçtiğini hatırlatıyor. Bu nehir nereye gidiyor? Asıl önemlisi bu akıntı bizi nereye götürüyor? Hangi denize kavuşmak için bunca çaba? Hadi akıntı bizi götürüyor onu anladık da, geçtiğimiz nehir yatağında neler var, çevremizden akıp geçen manzara ne? Bu manzaranın keyfine varabiliyor muyuz?

Arada sırada nehrin dışına çıkıp neler olup bittiğine bakar mısınız? Resimin bütününe bakmak gibi.

Gözlemci Etkisi kuantum fiziğindeki gelişmelerle birlikte hayatımıza giren bir deyim. Maddenin kimliğini sorgulayan, onun parçacıklardan mı yoksa dalgalardan mı oluştuğunu araştıran bilim adamlarının çalışmaları sırasında ortaya çıkan atom altı dünya gerçeği der ki; ortamda bir gözlemci varsa, maddenin davranışı değişir. Çift yarık deneyini hepimiz biliriz. Hatta youtube da Dr. Kuantum adında sevimli bir profesör animasyonu var. Çift yarık deneyini çok anlaşılır ve akılda kalıcı kılan videosunu izlemenizi öneririm.

Dr. Kuantum’un sorduğu soru şu: Gözlemcinin madde üzerindeki etki ile ilgisi ne? Eğer biz de nehrin kıyısına çıkıp hayatımıza bakacak olsak, diğer bir deyişle hayatımızın gözlemcisi olmayı denersek eğer, bizim gözlemci tutumumuzun hayatımızın üzerindeki etkisi ne olurdu acaba?

Peki asıl soru: Nehrin kıyısına kim çıkacak? Ben mi, yoksa “kendi”m mi? Birimiz nehirde akmaya devam ederken diğerimiz kıyıdan olup biteni seyretse, nehirde akan biz üzerinde gözlemci etkisi oluşur muydu? Neleri değiştirmek mümkün olurdu?

Bu soruların cevabını aramaya başlarken size benim-kendimin anladığı kadarıyla ben ve kendim kavramlarının tanımını yaparak başlamak istiyorum. Hepimizin bir iç sesimiz vardır. Biz sussak da o hiç susmadan konuşmaya devam eder. Bazen bizi cesaretlendiren ama çoğunlukla da eleştiren bir iç ses duyarız. Kafamızın içinde bizimle konuşan bu iç ses düşüncelerimizden ibarettir. Düşüncemizi susturamadığımız müddetçe iç ses de sürekli fikir beyan eder, eleştirir, sabote eder. Onun farkına varmak bile ciddi bir farkındalık gerektirir, çünkü o hep bizimle beraberdir. Düşünmeyi öğrendiğimiz andan beri… Bizden ayrı bir varlığı olmadığı için onu kendimiz zannetmemiz gayet doğaldır.

Oysa içimizdeki bu sesin bir forma, bir şekile ihtiyacı vardır. Zihinsel olarak imgelediğimiz bir “ben” bilincine. Burada net bir ayrım yaparak devam etmek istiyorum. “Kendim” dediğimiz kavram zihinsel olarak imgelediğimiz “ben” kavramıdır. Kendimizle gurur duyduğumuz zaman kendimizi hangi form ile tanımladıysak onunla gurur duyuyoruzdur. Mesela “kendim” bir öğrenci formunda ise, sınıfını geçtiğinde onunla gurur duyarız. Bir Galatasaray taraftarı ise “kendim”, takım derbi maçını  kaybettiğinde kendimizi çok kötü hissederiz. Her ne kadar maçta ter döken 11 kişiden biri biz değilsek bile, yarın iş yerine gidince o takımı tuttuğumuzu bilen arkadaşlarımızın diline düşecek olma endişesi bize kendimizi kötü hissettirmek için yeter de artar bile. Oysa ne takımın performansından ne de teknik direktörün hatalı taktiklerinden biz sorumlu değiliz değil mi? Ama taraftar olmuşuz bir kere.

Gerçek ben ile zihinsel projeksiyonumuz olan ben (kendim) işte burada birbirinden ayrılır. Zihinsel projeksiyonumuz olan benin farkına vardığımızda, ancak o zaman ondan geriye kalan gerçek beni bulabiliriz. Zihinsel ben, diğer bir deyişle “EGO” zihnimizin yani düşüncelerimizin, kafamızın içinde hiç durmadan konuşan iç sesimizin ürünüdür. Bu yüzde zihinsel ben gerçek değildir. Ego yapmacıktır, sahtedir, ben zannettiğimiz herşeydir.

Ego’yu biraz daha ayrıntılı tanımlamak iyi olacak. Bir sonraki yazımda ego ile tanışmaya davetlisiniz.

Sevgiyle ilerleyin…

Gülay GÜRKAN
Bireysel ve Kurumsal Danışman
gulay@gulaygurkan.com

Yazılarımı ve diğer paylaşımlarımı sosyal medya hesaplarımdan takip edebilirsiniz.

E-posta ile abone ol

Abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Bir Cevap Yazın

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close