Egosu Şişik Bir Müdürle Çalışmak

ego2Her işyerinde genellikle amir konumundakilerin kişiliğinden kaynaklanan, dile getirilmese bile etkisi neredeyse yazılı kurallar kadar keskin olan bazı kurallar vardır. Hiyerarşik düzenin getirdiği yazılı ve/veya sözlü bazı kurallar olması gayet doğaldır. Oysa şirketlerin yönetiminde dillendirilmeyen kurallar da en az söze dökülenler kadar etkilidir. Her personel kendi amirinin ya da müdürünün neyi hoşgördüğünü, neye takıntılı olduğunu bilir veya bilmeye çalışır. Üstelik bu durum silsile halinde basamaklanır, şef olan müdür yardımcısının hassas yönlerini bilir, yardımcı müdürün, müdür genel müdürün, genel müdür de  patronun…

Ego, yani insanın içindeki “ben” olgusu, kendisini nasıl algıladığı ile ilgili varsayımın ürünüdür.  Ve bu varsayım ancak sahip olunan şeylerle somut hale getirilebilir. Mevki, para, şöhret, fiziksel özellikler en sık kullanılan somutlaştırma unsurlarıdır.

Egonun kendini ifade edebilmek için bir forma ihtiyacı vardır, aksi takdirde var olamayacağını bilir. Ben bu’yum, şu’yum ve de şu’yum diyebilmek için. Ben müdürüm, ben kıdemliyim, ben yüksek lisans sahibiyim, ben güzelim, ben özelim vs vs…

Aynı zamanda ben ile ötekini birbirinden ayırabilmek için bu forma, bu şekile ihtiyaç duyar. Kendini öteki ile bir tutmaz, ondan farklıdır.  Ve bu fark egosunu besleyecek kadar iyi olmalıdır ki kendini iyi hissetsin, yoksa bir işe yaramaz.

Hiç bir müdür bir CEO’nun yanında müdürlüğünü vurgulamaz. Oysa müdür oluşu onu CEO’dan yani ötekinden ayıran bir özelliğidir, ama onu o ortamda iyi hissettirmez. Onun müdürlüğü amiri olduğu memurlarının yanında işe yarar. Bunu hatırlamak ve hatırlatmak egosunu besler, daha da büyütür. Egosu beslendikçe, büyüdükçe, güçlendikçe yani şişirildikçe kendini daha iyi hisseder.

Oysa hiçbir form kalıcı değildir. Egoyu da bu korku ayakta tutar. Sahip olduğu formu kaybetmekten korktuğu için daha sıkı sarılması gerekir. Etrafında bu formun, egosunun etrafındaki bu parlak halenin kaybolmadığını, hala var olduğunu ona hatırlatacak kişilerin bulunmasını ister. Patronun yalakası dediğimiz kişilerin vazifesi işte tam da budur.

Sadece amirlerin değil, her insanın büyük ya da küçük, kendine ait birşeylerle beslenen bir egosu vardır. En basitinden, mesela bir anne-baba “kendisine ait” çocuğunun söz dinlemesini ister. Çocuğu her çocuktan bekleneceği gibi itaatkar olduğu sürece kişi anne-baba olarak varolacaktır.

Bir çalışan olduğu kadar bir insan olarak da kişi kendisinin  bu formlar ibaret olmadığını, bunların sadece geçici bir tanımlama olduğunu farkederse, tüm bu formların gerçek ben olmadığını anlarsa kaybetmekle ilgili tüm korkularını alt eder. Çünkü var olmayan ya da sahip olunmayan hiçbir şey kaybedilmez.

Hayat bile geçici bir varoluş halidir. Kişi kendini tanımlamak için kullandığı bu formlardan bağımsız hale geldiği anda hiçbir şeyi hatta hayatını bile kaybetmekten korkmaz.

İşte bu “sonsuz hayat”tır.

Not: Ego ile ilgili bazı tanımlamaları yaparken Eckart Tolle’nin “Yeni Bir Dünya” isimli kitabından yararlandım. “Şimdinin Gücü” ile kalbimi fetheden yazarın bu kitabını da okumanızı tavsiye ederim.

Sevgiyle ilerleyin…

Gülay GÜRKAN
Bireysel ve Kurumsal Danışman
gulay@gulaygurkan.com

Yazılarımı ve diğer paylaşımlarımı sosyal medya hesaplarımdan takip edebilirsiniz.

E-posta ile abone ol

Abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Bir Cevap Yazın

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close