Ben’im… Hepsi Benim.

benim“Düşündüğünüz şeye inanmayı bıraktığınız zaman, düşüncenin dışına çıkarsınız ve düşünceyi yaratan sizin kim olduğunuz olmadığını açıkça görürsünüz”

Eckart Tolle

Önceki yazımda Ego’nun benimsediğimiz rollerle nasıl kendine bir form oluşturduğundan bahsetmiştim. Bu yazımda da Ego’nun “sahip olmak” formuyla nasıl şekil kazandığından bahsetmek istiyorum;

Sahip olduğumuz şeyler bizi biz yapar bazen. Reklamcıların kullandığı en değerli silah egonun sahip olarak kendine bir şekil veriyor olmasıdır. Ünlü, seçkin, toplum tarafından alkışlanan birisi eğer bu ürünü kullanıyorsa, onu kullandığınızda zihinsel imajınız sizi o seçkin kişiyle özdeşleştirir. Traş köpüğü reklamında gördüğümüz seçkin beyefendi reklamdan aldığı paraları sayarken o marka çoktan banyonuzda yerini almıştır bile. Beyefendinin yanına gelip yeni traş olduğu yanağını okşayan hanım hakkında ne düşünüyorsunuz, güzel kadın ama doğrusu değil mi? Sizin yanağınızı okşamaya da gelir mi dersiniz bir gün?

Ya araba reklamlarında sık sık kullanılan sevimli masum çocuklara ne demeli? Arka koltukta, nasıl da emniyet içinde huzurla uyuyorlar değil mi? İşte o marka arabanın sahibi olursanız, sizin çocuklarınız da o emniyete ve huzura sahip olacaklar. Hem sahip olmak hem de anne baba rolündeki egonuzu besleyecek harika bir yöntem öyle değil mi? Sizin arabayı nasıl kullandığınız mı? Yok canımmm, ne alakası var, siz 150 km hızla da gitseniz çocuklarınız o marka arabanın içinde güvendeler zaten.

Şöhret sahibi kişilerde de ego yani zihinsel imaj bu şöhrete tutunur. Gündeme gelmek, gündemde kalmak için olmadık şeyler yapabilirler. Bir manken için fiziksel güzelliktir egoyu tanımlayan. Bir sporcu için fizik kondisyondur. Yaşlanmanın getireceği olumsuz etkiler elbette herkesi etkiler. Ama ben oluşunu sadece güzelliğine bağlamış bir mankenin göz çevresinde oluşmaya başlayan çizgiler onun kendisini tanımladığı kalıbın çökmeye başlaması, zamana karşı gelemeyip kaybolması demektir. Güzelliğinden başka kendisini tanımladığı başka hiçbirşey yok ise, bu güzelliğin kaybolması onun için yolun sonudur. Estetik cerrahların canı sağolsun…

Çalıştığınız şirketin sahibini gözünüzün önüne getirin. Şirket sahibi olmak ona da yapması ve yapmaması gereken şeyleri yüklemiştir. Şirketin geleceği ile ilgili kararları da onun vermesi gerekir, yılbaşında maaşınıza ne kadar zam alacağınızı da onun belirlemesi gerekir. Fakat eğer patronunuzun egosunu besleyen en önemli şey sahip olduğu bu şirket ise, kendi zihinsel imajını ancak bu şirkete sahip oluşu ile ilişkilendirmişse, şirketin zarar etmesi veya daha kötüsü batması onun sonu olacaktır. Evet elbette geçim kaynağını yitirmek kimsenin isteyeceği bir durum değildir. Ancak kendi varlığını “şirket sahibi olmak” ile özdeşleştirmiş bir insan elindeki şirketini kaybedince geriye kendisini tanımlayacağı hiç birşey kalmamıştır. Tek çözüm intihar etmek bile olabilir onun için.

Kendisini oyuncağı ile özdeşleştiren bir çocuğun hissettiği de farklı değildir. O artık “benim” diyerek kendisine bir sahte imaj oluşturmuş durumdadır. O yüzden oyuncağını hiç kimse ile paylaşmak istemez, oyuncak kırılsa veya kaybolsa derin bir üzüntü içinde ağlamaya başlar.

Kendini nesnelerle yani sahip olmak ile özdeşleştiren ego zaman içinde yeni hikayeler edinir: benim evim, benim arabam, benim giysilerim. Ve benim demeye başlayan ego, tatmin olmak bilmez bir açlıkla hep daha fazlasını ister. Çünkü sahip olduğu şeyi benimsediğinde artık ego ondan yeteri kadar beslenemez. “Benim” hissini güçlendirecek ve  kişiliğini tanımlayacak yeni nesnelere ihtiyaç duyar.

Ego için en tehlikeli iyelik yani sahiplik “bir fikire” sahip olmaktır. Eğer zihinsel imajı sahip olunan fikir/ler belirliyorsa, bu fikir ve bu fikire uygun olarak yapılan her şey ve her davranış sıkı sıkı sahiplenilip savunulur. Sahip olunan fikrin herhangi bir şekilde sorgulanması veya yapıcı bile olsa herhangi bir şekilde eleştirilmesi egoyu yaralar.

Sahip olduğumuz fikire karşı olan kişiler egomuzu yaraladığı zaman bir çeşit saldırıya uğradığımızı, karşımızda bir düşman olduğunu ve kendimizi savunmamız ve hatta karşı saldırıya geçmemiz gerektiğini hissederiz. Oysa saldırıya uğrayan biz değiliz, bizim kendimiz için yarattığımız zihinsel imaj yani sahip olduğumuz fikirdir.  Karşımızdaki kişiye kızarız ve belki tartışmaya başlarız. Eğer her iki taraf da esnekliğini ve dengesini koruyabilirse çıkan tartışma güzel ve geliştirici bir sohbet olur. Aksi olur da her iki taraf da haklı olma hakkını inatla savunursa, tartışma bir yere varmayacağı gibi daha da büyüyüp önce kırgınlığa sonra çatışmaya, öfkeye, hatta kine dönüşebilir.

Ego’nun bunu takip eden daha tehlikeli diğer bir oyunu da ayrışmaktır. Ben ve benim fikrimde olanlar bir taraftadır, benimle aynı fikirde olmayanlar diğer taraftadır. Araya mesafe konur: biz ve ötekiler… Milletler arasında çatışmalara, savaşlara hatta yıllarca sürdürülen kine neden olan, işte bu düşünce yapısından kaynaklanan “kollektif ego”dur.

Oysa fikirler düşüncenin ürünüdür, hani şu kafamızın içinde hiç susmadan bizimle konuşan o ses var ya, işte onun. Her türlü fikir değişebilir. Günümüzde artık dün gerçek zannettiğimiz doğrular bile yanlış çıkabiliyor. Dünyanın dönüyor olması bugün hepimizin gerçeği öyle değil mi? Zavallı Galileo engizisyon mahkemesinde bu yüzden yargılanmadı mı? Maddenin en küçük parçası zannettiğimiz atomu da parçalayıp unufak etmediler mi?

Eğer bunları yani düşünce ile düşüneni birbirinden ayırabilirsek, düşüncenin biz olmadığımızı, bu düşünceyi farkeden “düşünen kişi”nin biz olduğumuz gerçeğini kavrayabiliriz. Hayatımızın gözlemcisi olan biz. İşte bu da ancak yüksek farkındalıkla mümkündür.

Biraz uzun bir yazı oldu bu bölüm. Eğer sıkılmadan sonuna kadar okuduysanız ne mutlu bana. Neticede anlattıklarım okuduğum kitaplardan edindiğim şeyler yani benim fikirlerim… Bu fikirlere katılmak zorunda değilsiniz tabii. Ama “düşünen kişi” olan size en ufak bir katkısı bulunabileceğini düşünüyorsanız, bugünün yazısını üzerinde düşünebileceğiniz birkaç soru ile bitirmek istiyorum.

Sizin egonuz hangi formlara tutunuyor hiç düşündünüz mü? Zihninizde kendiniz için belirlediğiniz şekil ne? Hangi özellikleriniz size kendinizi iyi (hatta başkalarından daha iyi) hissettiriyor? Son zamanlarda kendinizi kırılmış hissettiğiniz bir anı düşünün; nehirin dışına çıkıp bakabilseydiniz, Ego’nuzun neden yara aldığını, hangi şekile tutunduğu için incindiğini farkedebilir miydiniz? Sizi oluşturan şekiller hangileri?  Sizin “kendi”niz kim?

Sevgiyle ilerleyin…

Gülay GÜRKAN
Bireysel ve Kurumsal Danışman
gulay@gulaygurkan.com

Yazılarımı ve diğer paylaşımlarımı sosyal medya hesaplarımdan takip edebilirsiniz.

E-posta ile abone ol

Abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Bir Cevap Yazın

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close