“Ben Eşsizim” Diyebilmek…

“Her insan eşsizdir ve bir bütündür.” Yaşam koçluğu eğitimlerim sırasında not aldığım ilk cümle bu olmuştu.

“Hepimiz prensler ve prensesler olarak geliriz bu dünyaya” diye başlamıştı eğitmen söze. Ana rahminden ayrılıp da göbek bağımız annemizden kopartıldığı andan itibaren başlıyor içinde bulunduğumuz sosyal sistemin dayatmaları. Bir yandan kendimiz olmaya çalışırken bir yandan da bir sosyal ağın (ailemizin, arkadaş çevremizin, işimizin, ülkemizin), bir sistemin parçası olmaya çalışıyoruz. Ömür dediğimiz şey sistemin dayatmaları ile kendimiz arasındaki gerilimi dengeleme çabası oluyor bir süre sonra.

Dayatmalar bebeklikten başlıyor ve büyüdükçe de artarak devam ediyor. Ait olduğumuz sistemde kabul görmek için, kendi özümüzle uyumlu olup olmadığına bakılmaksızın, onların kurallarına uymamız bekleniyor.

ResimAilede başlıyor yolculuk. Öcülerle veya polisle korkutuluyoruz önce. Yemeğimizi bitirmezsek doktor amca gelip iğne yapacak oluyor. Ayıp kavramını öğreniyoruz sonra. Burnumuzu karıştırmak gibi doğal bir ihtiyacımız da, büyüklerin lafının kesilmemesi gereğinden kaynaklanan sosyal olma çabamız da “ayıp” kelimesinin baskısı altında eziliyor. Okul hayatı yepyeni yasaklar ve korkular getiriyor, iş hayatı, evlilik hayatı derken bir yerden sonra artık çok fazla da sorgulamaz oluyoruz bu dayatmaları. Olağanmış gibi, gerekliymiş gibi kabullenip uyum sağlıyoruz. Ait olmaya çalıştığımız sosyal sistemden dışlanmaktan korkuyoruz.

Tek başına kalmaktan korkuyoruz, sevilmemekten korkuyoruz, değersiz veya yetersiz görülmekten korkuyoruz. Ait olmak istiyoruz ve hiç farkına varmadan korkularımızın esiri oluyoruz. Doğarken sahip olduğumuz bütünlüğü sekteye uğratmaya başlıyoruz. İçimizdeki odaları kapatıyoruz birer birer.

Taaa ki bir gün biri “peki sen ne istiyorsun?” diye sorana kadar. Tabi o soruya muhatap olacak kadar şanslıysak.

“Hepimiz prensler ve prensesler olarak geliriz bu dünyaya. İçinde yer almak için çabaladığımız sistemin dayatmaları yüzünden birer kurbağaya dönüşürüz. Ve bekleriz ki bir prens/prenses gelip bizi öpsün.

Resim

Yok öyle birşey. Beklenen prens/prenses gelmeyecek. Çare sizde. Dönün yüzünüzü aynaya ve öpün kendinizi. Bu hayat sizin seçimlerinizden ibaret. Hayal ettiğiniz prens ya da prenses olmak için neyi seçiyorsunuz?”

Bu cümlelerle devam etmişti ilk ders.

Yaşam koçluğunun sembolü “ayna”dır. Kişinin kendinden kaçtığı yönlerine ayna olmak, ona kendisini yansıtmak. Böylece sistemin yarattığı ama kişinin bakmak istemediği o kurbağayı görmesine ve onu arzu ettiği prens/prenses haline getirecek öpücüğü kondurmasına yardım etmek.

Sevgiyle ilerleyin…

Gülay GÜRKAN
Bireysel ve Kurumsal Danışman
gulay@gulaygurkan.com

Yazılarımı ve diğer paylaşımlarımı sosyal medya hesaplarımdan takip edebilirsiniz.

E-posta ile abone ol

Abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Bir Cevap Yazın

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close